Orta Doğu’da ABD’ye Çin tokadı

Çin’in başkenti Pekin’de 6-10 Mart tarihlerinde kapalı kapılar ardında ve basından gizli gerçekleşen müzakereler sonucu, İran ve Suudi Arabistan yedi senelik bir aradan sonra diplomatik ilişkilerini restore etme kararı aldı. Gelişme, gerek bölgede, gerekse dünya genelinde olumlu karşılanırken, Çin normalleşme sürecindeki rolü ve Afrika’da olduğu gibi bölgedeki nüfuzunu artırması, Washington yönetiminin rahatsız olduğu bir realite olarak dikkat çekiyor. 2016 yılının başında Suudi Arabistan’ın Şii din alimi Ayetullah Şeyh Nimr Bakır el-Nimr’i idam etmesi sonucu Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ateşe verilmişti. Bu olay üzerine iki ülke diplomatik ilişkileri kopmuştu. Müzakerelerin ardından büyükelçiliklerin karşılıklı olarak açılması konusunda anlaşan taraflar, eğitim, kültür, teknoloji ve sağlık gibi pek çok alanı kapsayan eski işbirliği anlaşmalarını da canlandıracağını duyurdu. 2022 yılının aralık ayındaki Körfez turunda, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde dönüm noktası olduğunu açıklamış ve bölgede rolünü artıracağının sinyallerini vermişti.

BEYAZ SARAY KAPIDA KALDI

Beyaz Saray, Çin’in küresel hegemonik güç olma vizyonu ve Orta Doğu’ya açılma stratejisinin son meyvesi olan Tahran-Riyad müzakerelerinden haberi olmasına karşılık masadan uzak tutuldu. Çin’in faaliyetlerini gözlemlediklerini kaydeden ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, “Orta Doğu’da, Afrika’da veya Latin Amerika’da Çin etkisine karşı at gözlüğü takmış değiliz. Kendi bencil çıkarları doğrultusunda dünyanın başka yerlerinde nüfuz ve dayanak kazanmaya çalışan Çin’i kesinlikle izlemeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

WASHINGTON’IN DEFTERİ KABARIK

Joe Biden.

Washington yönetimi ile Körfez arasında bir süredir devam eden soğuk rüzgarlar, son olarak Biden’ın Riyad ziyareti ile ayan olmuştu. ABD Başkanı, Rusya’ya uygulanan petrol yaptırımı sonucu oluşan açığı, üretimi artırarak sübvanse etmesini istediği Körfez’den eli boş dönmüştü. Washington-Körfez arasındaki çatlakların büyümesinin arkasında, ABD’nin bölge sorunlarına çözüm üretememesi, Irak’tan ve Afganistan’dan çekilmesi, İran ve İsrail gibi bölgede agresif tutum sergileyen aktörleri dizginleyememesi, Kaşıkcı cinayetinde Riyad Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı hedef göstermesi, Suud’da bulunan Patriot hava savunma sistemlerini geri çekmesi ve husi saldırılarına davet çıkarması bulunuyor.

KÖRFEZ ZİYARETİ DÖNÜM NOKTASI

Pekin yönetimi, Aralık 2022’deki körfez çıkarmasında, bölgede nüfuzunu artıracağının ve sorumluluk alacağının sinyalini vermişti. Şi’nin Riyad ziyareti ve ilk kez düzenlenen Çin-Arap Ülkeleri Zirvesi, Pekin ile Washington arasındaki nüfuz rekabetinin önemli sinyallerini barındırıyordu. Şi bu ziyaretinde, Arap ülkeleri ile 29 milyar dolar değerinde 20 anlaşma imzaladı. Şi, Körfez ülkelerinden yapılacak petrol ve gaz ticaretinde Yuan para biriminin kullanılması için çalışma yapacağını da yine bu ziyaretinde duyurdu. Ayrıca Çin-Arap zirvesinde konuşan Şi, 7 Arap ülkesiyle birlikte, ‘başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin’ BM tarafından tam üye olarak tanınması çağrısı yaptı.

Şi Cinping.

PEKİN’İN NÜFUZU ARTTI

ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden emekli diplomat Jeffrey Feltman, Çin’in arabuluculuk rolüne ilişkin, “Bu durum, Biden yönetimine bir tokat olarak kabul görecek. Çin’in bölgede nüfuzunu ne denli yükselttiğinin kanıtı olarak yorumlanacak” değerlendirmesinde bulundu. Eski Başkan Barack Obama döneminde ABD’nin Doğu Asya’daki en üst düzey diplomatı olan Daniel Russel, Çin’in anlaşmaya arabuluculuk yapmasının Washington için “önemli sonuçlar” doğurabileceğini ifade etti.

ENERJİ ARZI GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMA ÇABASI

Yüksek enerji ihtiyacı olan Çin’in bu anlaşmada sorumluluk almasının öncelikli amacı, Basra’daki enerji koridorunun işleyişinin aksamaması. Pekin yönetiminin Orta Doğu politikasının temel motivasyonu, “enerji arz güvenliği” bağlamında şekilleniyor. Petrol konusunda dışarıya bağımlı olan Çin, hem Suudi Arabistan hem de İran petrollerinin en büyük alıcılarından biri konumunda. Normalleşme adımları, Suudi Arabistan-İran arasında vekalet savaşı olarak görülen Yemen’deki iç savaşa ilişkin daha kalıcı bir barış umudu sunuyor. Taraflar, nisan ayında yapılan ateşkes anlaşmasına, ekim ayında sona ermiş olmasına rağmen büyük ölçüde sadık kaldı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*